Osmanlı Nezaketinden Bugünün Algısına

Revize edilmiş bir toplumda, nezaketten ve naiflikten ayrıştırılmış durumdayız. Bu ayrıştırma, özden iyinin alınması ve artıkların bırakılması kadar da basit değil! Katkı maddeli bir ayrıştırma. Köklü bir değişimde amaç her zaman iyiye, güzele varmak gâyesi kadar sanatlı olmuyor. ‘Ayrıştırmak’ kelimesini gerçek mânâsında kullandıysak, bütünün bozulması sonucuna varıyoruz. Yan anlamda düşünürsek; kötü parçaları, iyiden elimine etmiş oluyoruz. Fakat en nihayetinde, bu yeni sentezi meydana getirirken, kötü atıkları modern kisveli çamurlara buluyoruz.

 

 

Modernizm ve Romantizm

Güncel yaşam kriterleri, modern toplum gereksinimini akıllara kazıyor. Fakat biz bu kavramdan ne algılıyoruz? Sanırım buralar biraz karışık. Gelenekselci tavır hep imtina edilen kavramlardan olmuştur. Bugün öyle bir anlamı karşılıyor ki hayıflanmamak elde değil. Örneğin; telefonun prototipi olan radyafonlar, oldukça iptidaî fakat o gün için modern bir buluştu. Yani modernlik, çağdaşlık, günün imkânlarına uygun bir hareket alanını ifade ediyor, sanılanın aksine… Fakat bugün tamamen düşünce ve inançları ekarte etmek hissiyatıyla benimseniyor. Uçurum da burada başlıyor. Geçmişte o gün için yeterli, bugün için eksik ne varsa, romantizmin kanatları altında saklanamaz, doğru..! Şimdi cebimize sığacak kadar ufaltılmış ve çeşitli fonksiyonlarla donatılmış telefonlar yerine radyafon kullanmakta ısrarcı ya da muhtaç olsaydık, bu bizi çağdışı yapardı. Fakat kökümüz, aslımız ve tarihimiz tarafından bize dikte edilen nezaketi bugüne taşımak, romantizmin gerçek sınırlarıdır. Ve mümkün değil ki bu, modernizmin karşıt anlamı olsun..! Sırf eriştiğimiz bu çağdaş toplum anlayışına uysun diye imar edilen ibadethâneler bile, geleneğin zarafetinden ne denli uzaklaştığımızın bir kanıtı. Buna ek olarak; divân edebiyatını küçümseyen gürûhun, herkesin yazabileceği cinsten satırlara ‘şiir’ demesi…

 

Kısacası; gerçek mânâda modernizm, teknoloji ve bilim dünyasındaki eklentileri reel yaşama destekçi olarak kullanmak anlamını ifade etmeli. Romantizm de; manevî ve etkileyici kültürel kalıntıları bugün hâlâ yaşatabilmek, sanatta ve günlük hayatımızda kültürel kimliğimizi muhafaza etmek gâyesine hizmet etmeli..!

 

 

Osmanlı’da Yaşam ve Sanat

Evet.. Böylesine inceliklerle tezyin edilmiş bir toplumda ‘yaşamak’ kavramı; ritim, ahenk ve kafiyeli dizeleri çağrıştırıyor. Bir başkasında geçkili bir makamı da andırabilir; ya da klasik bir tablo kadar incelikli olabilir. Bunlar çoğaltılabilir ya da çeşitlendirilebilir. Fakat bugün Osmanlı dendiğinde bu ara sokaklara hiç uğramayanlar var. Aslında uğratılmayanlar. Öyle bir öğretiyi sindirmişiz ki hacimli bir topluluk Osmanlı’dan bahsederken daha sert ve katı çağrışımlara uğruyor. ‘Despot bir yaşam, katı bir toplum ve dikte bir yönetim.’ İşin enteresan tarafı, bu menfî sıfatlar Osmanlı’nın zıt anlamını ifade ediyor.

 

Osmanlı’nın Klasik dönemine şahitlik etmiş biri, bugünkü algıya dehşet verici bir durum olarak bakardı. Selçuklu’dan gelen geleneğin üzerine şekillendirilen İslâm – hayat ve insan kurgusu, âdeta bir nakış gibi işlenmiş. Cami merkezli bir şehir yaşamı, tamamen bireye dönük bir tema çerçevesinde oluşturulmuş. İnancı destekleyen şehir eklentileri, hiç umulmadığı kadar günlük yaşama odaklanmış. İnsan nereye baksa, bir canlının temel gereksinimlerine hitap eden mimarîyle karşılaşıyor.

 

 

Ya Hayvanlar..?

Bugün hayvan haklarından bahsediyoruz. ‘Herkesle’ başlayan cümleler, sorumlulukların hatırlatılması ve bireylerin harekete geçirilmesi için havada uçuşuyor. Herkes evinin önüne bir kap su koysa, herkes sokaklarda mama dağıtsa.. vs… vs… Elbette bunlar, insanî projeler içinde en incelikli olanı. Fakat sen tüm yaşamını ve yaşamın sürdürülebilirliğini meydana getiren ev, sokak, cadde vb. olgularını bu zarafet üzere şekillendirmezsen, herkes; hiç kimse kadar yetersizdir. Bugün Osmanlı mimarîsindeki ‘kuş sebili’ denen sanatı duymayan çoktur. Kuş evlerinden bahsetmiyorum bile. Kuş evlerinin tasarımındaki özen ve ilhamı da hatırlatmayacağım. Sebillerin nasıl yerden yukarda ve kuşların hareket kabiliyetine göre şekillendirildiğini söylemek bünyeye fazla gelebilir. İyisi mi onu da es geçeyim. Geçeyim geçeyim de; çatılardaki leylek yuvalarını da mı görmezden geleyim? Kuş yuvasını bozmanın en ağır günahlardan sayıldığı bir topluma yakınlık duymamak da neyin nesi hem..?

 

Bir de imarethâneler vardı değil mi? Oraya değinmeden önce sonuca bakalım. Aşevi olarak bilinen Osmanlı’nın İslâm’a uygun yaşam geleneğinde vazgeçilmez bir olgu. Vakıf sistemine bağlı ve belli bir düzen içinde işleyen bu kurumlarda, artan yemeklerin her gün kuşlara ve hayvanlara yem olarak verildiğini bilmeyen yoktur. Osmanlı’da hayvanseverlik, modern ve gösterişli bir yaklaşım değildi. Bu hayatın kendisiydi. Bu, olmazsa olmazdı. Bu Allah’a (c.c.) olan imanın bir göstergesiydi. Hayır aslında bu, Allah’a (c.c.) karşı kulluk görevlerinden biriydi.

 

Ya İnsanlar…

 

İmarethânelerde günlük ekmek ve yemeği dağıtan görevliler, fakir ve yoksullarla göz göze gelmeyecek bir yapıdan iletişim kurarlardı. Her bir görevi icra eden imarethâne çalışanları, belli sınavlar ve eğitimlerle bu kurumlara alınırdı. Öyle ki; işin mahiyetini her açıdan bilmekle yükümlüydüler. Ekmeğin pişirilmesi ve yemek dağıtırken ölçülmesi gibi incelikler, bu kurumların işleyişini gözler önüne seriyor. Yemek dağıtılan pencere, ayakta duran birinin yüzünü göremeyecek şekilde dizayn edilirdi. Böylece yemeği alan ve veren el dışında bir etkileşim yaşanmazdı. Alan gücenmesin, çekinmesin diye böylesi bir düşünceyi hayata geçirmek, ancak mimarîden eğitime kadar bu anlayışın empoze edilmesiyle olur. Sen bir aşevini buna göre imar etmezsen, insanlara bu anlayışı veremezsin!

 

Yani modernizmin dayattığı mimarîye uyum sağlarken, daha gelişmiş ve daha işlevsel yönlerle senin felsefene aykırı yönleri elekten geçirmek gerekiyor. Sen kendi kültürel değerlerini tamamen saf dışı bırakırsan, o modernizm gelir sende eğreti durur. Üzerine oturmaz. Ondan sonra geleneksel tavırları tamamen yobazlık ve çağdışılıkla itham eden bir gürûhla karşı karşıya kalırsın. Oysa her şeyin güzeli, ölçüde gizlidir. Kararında yapılmamış bir yemek bile beklentiyi karşılamazken, sen sırf iyi sıfatlarla bezendi diye, bir olguyu hayatına bu kadar fütursuzca sokamazsın..!

 

Sen insana, kadına, canlıya, hayvana ve hatta düşmana bile gereken saygıyı gösteren bir toplumun uzantısısın. Doğu’dan ve Batı’dan her türlü yeniliği hayata geçir  elbette. Bunu yaparken bir süzgeç kullan yeter ki… Bir alaşım meydana getir. Yoksa evlerin de camilerin de kaba ve hantal bir kütleden başkasını ifade etmez. Ya insanların..? Ya hayvanlar..?

 

 

Kaynak ve Yazı Sahibi

Ahsen İlhan