OSMANLI CAMİLERİNDE KAVRAMLAR VE ANLAMLAR

Osmanlı mimarî geleneğinde dinî ve profan yapıların kendine has bir kimliğe sahip olduğunu, detay okumalardan görmek mümkün.

 

 

Her ne kadar strüktürel taşıyıcı unsurlar ve örtü sistemleri, fizikî şartların bir gerekliliği olsa da bununla sınırlı değil. Temelden yapı iskeletine kadar dâhiyane bir mühendislik ürünü olan Osmanlı mimarîsini, çağdaşı olan uygarlıkların ve o devre kadar süregelen oluşumların standardından ayıran bir kimlik var. Bu anlatımda amaç bir savı ispat etmekten çok, üstü toz tutan bir hüviyete üflemek!

Bu minvalde bir yol haritası belirlerken en akıcı ve akla uygun istikamet, dönemin en ihtişamlı yapılarına bir perspektif oluşturmak olacaktır. Osmanlı’nın İslâm mimarîsindeki yerini derinleştiren camiler, bir yandan da dönemin yapısal karakterini analiz etmede bir mihenk taşı olarak düşünülebilir. Selçuklulardan aktarılan bilgiler ve İslâm inancının sanata hızlı ve güçlü dokunuşu, cami mimarisinin ana hatlarını belirleyen doneler. Tümevarım yöntemiyle tüm bu öznel nitelikler sindirilebilir ve bir özet hâlinde sunularak bazı kavramsal bilgiler daha kalıcı olarak insan hafızasına aktarılabilir.

 

 

Kubbeler ve Taşıyıcılar

Hiç kuşkusuz ‘kubbe’ tasarımı, cami mimarisinin zorlayıcı ve en estetik organını temsil ediyor. En basit tanımlamayla, yarım küre biçimli bu örtü sistemleri, formel yapıda değişkenlikler gösteren alternatif biçimleri örtmede eşsiz bir mühendislik örneği. Çoğu kez büyük dairesel kesitlerin taşınmasında ek mimarî bölmeler de dikkat çekiyor. Pandantif ve tromplar, kubbelerin sütunlarla birleşiminde en ideal çözüm. Tüm bu yapı birimleri, işçilik ve estetik dokunuşlarla birlikte birer taşıyıcı ve geçiş unsuru kimliğinden, birer sanat eseri kimliğine dönüşüyor. Tromp; kare konseptte bir yapının dairesel örtüye geçişini hazırlayan bir olgu.  Kemerlerden meydana gelmiş bir tonoz, trompların meydana geliş şeklini ifade etmede yeterli olacaktır. Bir diğer estetik geçiş unsuru olan pandantifler de GEÇ ANTİK ÇAĞ mimarîsinden günümüze kullanılagelen kubbe eklentilerinden. Kare plandan yuvarlak örtüye geçişte devamlılığı sağlayan bu estetik uygulamalar, en güzel örneklerini hiç kuşkusuz selatin camilerde ve Mimar Sinan yapılarında veriyor. Uygur Türklerinden Osmanlı’ya kadar uygulama alanı bulan başka bir kubbe elemanı da Türk Üçgeni… Bahsi geçen geçiş eklentileri arasında en estetik ve dekoratif değere sahip olan Türk Üçgeni, Bursa Yeşil Camii, Konya Karatay Medresesi, Konya Alaaddin Cami gibi yapılarda oldukça hayranlık uyandırıcı örneklere sahip.

 

 

Kubbe; ‘yuvarlak dam’ anlamına geliyor. Bu, kelimenin ifade ettiği, çağrıştırdığı somut şekli betimlemede başvurulan bir tabir. İslâm mimarîsinde kubbenin teşkil ettiği mevkii bundan çok daha fazlası. Yapısal gelişiminin zirvesine Edirne Selimiye Camii’nde (Mimar Sinan) erişen form, ihtiva ettiği derin anlamlar bakımından da ayrı bir değere sahip. Kubbe bir çatı altında tüm inanları toplamak gâyesinin vücut bulmuş hâli. Ayrıca tevhid inancına da atıfta bulunan bir çabayla meydana getirildiği de dikkat çekiyor. Çok geniş alanların örtülmesinde çok daha pratik mimarî yöntemler mevcut. Kubbenin tüm cemaat aksını kavrayan gövdesi ibadette beraberlik ve inançta teklik ilkesini yansıtan bir yaklaşım olarak düşünülebilir.

 

Avlular 

Eski dönem evleri, bir iç avlu ile dışa açılan kişisel yaşam alanlarıydı. Açık alanda mahrem ve öznel bir kullanım vâdeden iç avlu kurgusu İslâm mimarîsinde Camilere ve daha da önce Kâbe-i Muazzama’ya dayanıyor. Bugün Batılı oryantalistler; avlu, revak ve şadırvan örgüsünün kökenini farklı mimarî örneklere dayandırsa da, bu konseptin arketipi hiç kuşkusuz Kâbe’de karşımıza çıkıyor. Kâbenin ilk hâlinde hurma ağaçlarıyla çevrelenmiş bir alan olduğu biliniyor. Bugün sütun ve kemerlerle abat edilen revaklı avluların ilk şekli, Kâbe’deki hurma ağaçları formunda. Bu avlunun ortasında bir kuyu bulunduğu ve bugünkü şadırvanın da buradan mülhem olduğu da yine yaygın kanaât. Mescid-i Nebevî’de de yine avlu şemasının ilk örneklerine rastlıyoruz.

 

 

Osmanlı camilerinde avlu tasarımı, iç ve dış olarak iki farklı kurguda karşımıza çıkıyor. Selçuklu sanatının ince zevkini yansıtan taç kapılar ve yine bu dönemde gelişen avlu planlaması, Osmanlı’da da bazı eklentilerle uygulanmaya devam ediyor. Osmanlı’da en genel karakter, avluya giriş kapısının kıble yönüne işaret etmesi. Ayrıca tüm revak elemanları, sütunlar, sütun tablaları, kemerler vb. ögeler, belli bir sanat değerini de ifade edecek şekilde ele alınmalı. Camiinin iç yüzey işlemesinde, minber ve mihrap süslemelerinde gösterilen ihtimam, tüm avlu boyunca her bir işlevsel ünitede de kendini gösteriyor. Sıklıkla avlu sütunlarının devşirme olarak kullanılması da dikkat çekici. Özellikle yıkılan kilise ve ladinî Bizans yapılarından arta kalan dor ve iyon nizamı sütun ve başlıklar, Osmanlı cami avlularında kompozit bir manzara meydana getiriyor.

 

Minareler

Türk minareleri kürsü, pabuç, gövde, şerefe, külah ve alem bölümlerinden meydana geliyor. Minarelerin de köken olarak gözetleme kulelerine ve deniz fenerlerine benzeten yaklaşımlar olmakla birlikte, Mescid-i Nebevî’de ezanın yüksek bir bölümden okunduğu gerçeği, bu formun ilk örneğini bize işaret ediyor. Anadolu’da çokgen formda medrese ve cami minareleri mevcut. Osmanlı’da daha yumuşatılmış şekliyle örnekler dikkat çekici. Burada aslolan, şerefe ve gövdedeki süslemeler. Yani mimarîde tezyin ve ifade arzusu, cami minarelerinde de kesintiye uğramadan devam ediyor.

Göğe doğru yükselen bu yapı elemanları, tıpkı kubbede olduğu gibi yine işlevselliği kadar mânâsıyla da ayrıcalıklı bir kimliğe sahip. Şehadet parmağının göğe yükseliş biçimi ve tevhid inancı, bir kez daha cemaate vurgulanmış oluyor.

 

Değerlendirme

Cami mimarîsi daha pek çok fizikî, tezyinî ve ruhanî anlamlar taşıyan ögelerle donanımlanmış durumda. Osmanlı’da süsleme sanatının, inanç çerçevesi içerisinde nasıl bir ahenkle sentezlendiğini tüm bu detaylarda fazlasıyla görüyoruz. Ahşap ve çini bezemeler ve özellikle hat sanatının süsleme programında en büyük yeri kapladığını da belirtmek gerekiyor.

Bir yapı kompozisyonunun vücut bulması, teknik ölçümler ve hesaplamalarla mümkün. Bu fizikî şartları karşılarken bir yandan da somut bir mânâyı ifade etmesi ise daha sanatsal bir süreç. Bu yüzdendir ki pek çok mimarî oluşum sanat eseri değerine erişemezken, Osmanlı Camilerinin kimliğinde güçlü bir ilham olduğu yadsınamaz.

 

 

Kaynak ve Yazı Sahibi

Pir Tarih: Ahsen İlhan

 

https://islamansiklopedisi.org.tr

İNALCIK; Halil, DEVLET-İ ‘ALİYYE, KÜLTÜR YAYINLARI

MÜLAYİM; Selçuk, Sanat Tarihi Metodu, İstanbul, 1994.

MÜLAYİM; Selçuk, Ters Lale. Osmanlı Mimarisinde Sinan Çağı ve Süleymaniye, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 2001.

CAN, Selman; BİLİNMEYEN AKTÖRLERİ VE OLAYLARI İLE SON DÖNEM OSMANLI MİMARLIĞI, Erzurum İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, 2010