Pazartesi, Ağustos 3Tarihin Piri
Shadow

ENDÜLÜS’ÜN İZİNDE DOĞU VE BATI

Endülüs; İspanyolca’da Andalucia olarak bilinen bu tarihi bölge; Doğu ve Batı medeniyetlerinde derin izler bırakmıştır. Bugün Endülüs’ü anlamak ve terekelerinin işaret ettiği yöne bakabilmek; bir medeniyetin ilerleyeceği seviyeyi belirleyebilecek mahiyettedir.

 

 

 

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Daha net ifade etmek gerekirse Endülüs; İspanya topraklarındaki İslâm hakimiyetidir. Bu egemenlik ve hükmediş, pek çok medeniyetin yer işgali nispetini geçmeyen hükümranlık öykülerine benzemez. Endülüs Devleti, saltanatın, sanat ve bilimle desteklendiği en yüce örneklerden birini yansıtır ki; bu, tamamen İslamî geleneğin ve İslam’ın bahşettiği bilim yumağının ilk ve en güçlü şekilde toplumsal aksedişi olarak nitelendirilebilir.

 

Endülüs Devleti; Müslüman İspanyası, bugün Batı’daki ilim ve medeniyet seviyesinin başlangıcıdır. Doğu ırklarından ve bilhassa Müslüman toplumlardan olabildiğince uzak durmaya çalışan Batı aklı, bugünün tüm yetilerini, bir zamanlar Müslümanlar tarafından fethedilmiş topraklarına borçludur. Ve ne yazık ki bugünkü İslam Medeniyeti’nin eski çağlardaki ehemmiyetini yitirmiş olması da en güçlü yansımasını Avrupa topraklarında bırakmış olmasıdır. Endülüs Devleti yıkıldığında; Osmanlı’nın da kol kanat gerdiği Avrupa Müslümanları öbek öbek Doğu’ya çekilmiş; fakat Endülüs’ün seviyesi aynı nispette Doğu’ya kazandırılamamıştır. Elbette bugünün ileri İslâm toplumlarında bu medeniyetten taşınan ilim ve sanatın etkisi büyük. Fakat yeterli ve geçerli bir değerde olmadığını, yıllar boyu Doğu topraklarında gördüğümüz Batı zulmüyle açıklamak mümkün.

 

 

Endülüs Kimdi?

 

Endülüs, Vandalların elindeki İspanya topraklarını karış karış hükmü altına alan; idarî ve siyasî gücünün aksine en sanatkârane medeniyetlerden biridir. Müslümanların bu bölgeye gelişleri ve burada bir hâkimiyet inşa edişleri hakkında sayısız kaynak mevcut. Bunlarda oryantalist bakış açısına ya da ilk ağızdan ve tarafgir ifadelere rastlamak da mümkün. İşin gerçeği şudur ki; fetih sürecini birebir yansıtan görsel ve yazılı kaynaklar yetersizdir. Bu sebeple pek çok araştırmacı, edinebildiği ikinci elden kaynaklarla kendi yorum ve perspektifinin sınırlarında bir İspanya Fethi tarihi anlatır. Bu sürecin İslam fetihleri adı altında başlayan bir hareket olduğunu ve en uç noktada Fransa topraklarına kadar gelindiğini biliyoruz. Ama burada fetih sürecinden daha önemli olan; Endülüs Devleti’nin fethettiği topraklarda bıraktığı o derin anlamlar…

 

 

En yaygın kanaat; Emevî Halifesi Velîd bin Abdülmelik idaresinde Kuzey Afrika valiliği yapan Mûsâ bin Nusayr’ın ordusuyla İspanya kıyılarını keşfe gidişiyle başlayan bir fetih hareketi olduğudur. Bu ilk keşif hareketi güçlü ve kazançlı bir şekilde sonuçlanınca daha güçlü bir orduyla birlikte Vizigotların mağlup edilmesi vuku bulmuştur. Süregelen çatışmalar boyunca takviye birlikler de bu harekete katılmış ve fetih hareketi daha da genişletilerek İspanya’nın kuzey bölgelerine kadar gelinmiştir. Fethin Frank topraklarına kadar ilerlediği de yine yaygın görüşler arasında yer almaktadır.

 



Böylece İslâm medeniyetinin yayıldığı bölgelerdeki valilik yönetimi Endülüs için de geçerli olmuş, Endülüs de tıpkı Afrika’da uygulandığı gibi bir vali yönetiminde İslâm hâkimiyetine geçmiştir.

 

 

ENDÜLÜS’TE SANAT VE BİLİM

 

Dönemin İslâm uygarlığı çok geniş topraklarda çeşitli milletlerin hâkimiyetinde sürerken; en belirgin İslâm nişanesi, her bir coğrafyada sanat ve bilimdeki çabadır. Öyle ki; eyaletlere ayrılmış bu İslâm saltanatı, bölgesel rekabetle desteklenen bir bilim ve sanat yuvası hâline gelmiştir. 10.yy.’dan itibaren Endülüs’te idarenin karakteri, ilmi desteklemek, teşvik etmek ve yaymak üzere şekillenmeye başlamıştır. İlerleyen zamanlarda kitap okuma ve biriktirme anlayışı da yine Endülüs toplumunda zirveye ulaşmıştır.

 

 

Kurtuba Ulu Camii

 

Endülüs Emevi Devletinin başkenti olan Kurtuba; hem mimarî eserler hem de bilim adına atılan adımlar açısından büyük öneme haizdir. Kurtuba Ulu Camii, İslâm tarihinde en büyük camiler arasında üçüncü sırada yer alır. Eser, sadece mimarî ihtişamıyla değil, tezyin örnekleri bakımından da İslam sanatında hususi bir yere sahiptir. Yapımına Emevî halifesi 1. Abdurrahman zamanında başlandı ve oğlu zamanında nihayete erdirildi. Caminin yapıldığı başkent Kurtuba, ileri şehircilik bakımından da dikkat çeken bir seviyedeydi. İlk cadde aydınlatmasının Kurtuba’da görüldüğü yine kaynaklarca desteklenmektedir. Böyle ihtişamlı bir caminin yapımında bu şehrin tercih edilmesi de yine ayrı bir önem taşıyor.

 

Cami, revaklı avlu formunda ve on bir nefe ayrılmış bir kompozisyonda tasarlanmıştır. Genişçe bırakılmış orta nef, mihrabı vurgulayan anlamını bu camide de yansıtmaktadır. İspanyollarca yıkılan ve tekrar benzer bir formda inşa edilen minare, granit ve mermer bloklar, kaburga kemerler ve daha pek çok dokunuş, Kurtuba Camii’nin gelişen İslâm mimarisine örnek teşkil edecek bir mahiyette kurgulandığını gözler önüne sermektedir. Bugün katedral olarak kullanımda olan yapı, Endülüs Emevîlerinin mimarî alandaki en gözde örnekleri arasında yer alır.

 

 

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Bilim ve Eğitim

 

Endülüs’te mimarî, şiir, edebiyat, süsleme üslubu ve benzeri pek çok sanat dalında eşsiz örneklere rastlamak mümkün. Bunun yanı sıra eğitim ve bilim kulvarında da yüksek bir enerjiyle Endülüs, bugünkü medeniyetlerin prototipi hatta atası olabilecek bir niteliktedir.

 

Okuma-yazma, dönemin tüm İslâm coğrafyasında öncül halk hareketlerinden biri olarak görülür. Öncelikle dinî kaynaklı eserlerin okunması, tercümesi ve yayılmasıyla başlayan bu okuma ve dil eğitimi hassasiyeti, tüm bilim ve ilim dallarında gelişim göstermelerine de ön ayak olmuştur.

 

İslâm ibadetleri esası, yaşanılan dünyayı ve coğrafyayı da anlamayı zorunlu kılar. Bu sayede Müslümanlığın gerekliliklerini yerine getirebilmek, bir bakıma bilimde zorunlu bir ilerleyişi de körükler. Hakeza Endülüs’te gök bilimlerine verilen önem, İslam’da pek çok ibadetin zamana endeksli olmasıyla açıklanabilir. Ayın ve Dünya’nın hareketleri, ibadet zaman ve dönemlerini belirlemede oldukça önem teşkil eder. Ayrıca kıblenin belirlenebilmesinde yön tayini yapmak da coğrafî bilgilere sahip olmayı gerekli kılar.

 

Endülüs’ün bilim alanında ilerleme kaydettiği bir diğer alan da hastalıkların tedavisini mümkün kılabilmek için tıp dalında olmuştur. Avrupa’da Endülüs Müslümanlarının bıraktığı tıbbî eserler tercüme edilmiş ve bugün gelinen ileri tıp imkânlarının temeli o günlerde atılmıştır. Öyle ki; Müslümanların bıraktığı tıp kitapları ve Doğu’dan getirdikleri tüm ananeler, Avrupa’da İslam tıp geleneğinin benimsenmesini sağlamıştır.

 

İbn Bace, İbn Tufeyl, İbn Rüşt başta olmak üzere felsefe alanında da Endülüs Müslümanlarının yeri oldukça belirgindir. Doğu felsefesini Avrupa’da tanınır hâle getiren bu ve benzer alimler, Avrupa’da yine yeni ve gelişmeye açık bir felsefe kapısı aralamıştır.

 

 

Endülüs’ten Sonra Batı

 

Endülüs döneminin izleri hem Batı hem Doğu topraklarında uzun yıllar gelişmeye ve eklemelerle büyümeye devam etmiştir. Bugün uzay bilimlerinden tıp literatürüne kazandırılan kaim bilgilere kadar pek çok kulvarda Endülüs’in ayak izleri yer almaktadır. Fakat genel bir bakış açısıyla görülmektedir ki; Endülüs Müslümanlarının eserlerinden en çok faydalanan güruh Avrupalılar olmuştur. Bugün bahsi geçen bilim dallarında ileri bir seviyeye eriştiği varsayılan tüm Batı ülkeleri, temelini Endülüs mirasıyla oluşturmuştur. Endülüs kütüphanesi, bugün teknolojiden tıbba, edebiyattan mimarîye kadar pek çok alanda geniş ve uçsuz bucaksız bir yol haritası oluşturur.

 

Endülüs’ü tanımak ve anlamak, açtığı ufku takip ederek daha geniş ve ileri ufuklara ulaşmak İslâm dünyasının zaruri istikametidir. Fakat ne yazık ki; pek çok Doğu insanı Endülüs’ten ve bıraktıklarından bihaber, günümüz Batı dünyasının ileri seviyesine hayranlık duymakla büyük bir eksikliği bizlere hissettirmektedir.

 

 

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

 

Doğu’yu ve Doğu’nun Batı’daki derin izlerini keşfetmek sadece geçmişin bilgi birikimi olarak düşünülmemeli, Batı’nın ilerlemesini sağlayan İslam tarihiyle, İslam topraklarını geleceğe eriştirmenin gayreti hepimizi meşgul etmelidir.

 

 

Kaynak ve Yazı Sahibi

Pir Tarih: Ahsen İlhan