Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan ve 1071 Zaferi

Selçuklu beylerinden Horosan Melîki Çağrı’nın oğlu Ebû Şüca’ Muhammed bin Dâvûd Adudüddevle Burhânü Emîri’l-mü’minîn…

 

 

Hz.Ömer’den bu yana İslâm devletlerinin başında bulunan sultanlar, Emîri’l-mü’minîn, yani müminlerin emiri, müminlerin sultanı adıyla anılmıştır. Alparslan da hükmettiği İslâm coğrafyasında ve tüm İslâm devletleri üzerinde böylesi bir tesire ve saygınlığa sahipti.  İnancın ve gücün timsali iradesiyle, Anadolu topraklarını Türklük cevheriyle abad etti; bu medeniyet beşiği coğrafyayı yeni bir zaferân ve kültür ocağı kıymetine eriştirdi. Bu süreçte Ermenîler, Uzlar ve Peçenekler gibi çeşitli topluluklar da Alparslan’ın hükümranlığı karşısında tavır değiştirmiştir.

 

Detaylandırırsak:

1071 zaferinin sırrı; Türklere has yayılma, taarruz vb. taktiklerde aransa da bu süreci daha kesin ve  etkili kılan, karşı birlikler üzerindeki manevî ve aklî etkileşimlerdir. Sultan Alparslan, akıncı beylerinden Bizans İmparatorluğu’na kadar çevresindeki tüm irtibatlara; toplulukların çıkar ve toprak çatışmalarına, birlikler arasındaki anlaşmazlıklara ve daha derinlerde inanç temayüllerine kadar hâkim bir arifti. Türk tarihini, Malazgirt zaferiyle açılan saltanat devrine eriştiren Malazgirt Meydan Muharebesi de bu irfanla elde edilmiştir. Savaş öncesinde Bizans’ın meşgul olduğu -bahsi geçen-  topluluklar, savaş süresinde ya Alparslan’ın komutasına geçmişler ya da geri çekilmişlerdir. Bu elbette safi iç mücadelelerle meydana gelen bir durum değildi. Sultan Alparslan’ın –özellikle- Bizans kanadındaki Türk toplulukları üzerindeki egemen tesiri, yadsınamaz derecede önemliydi. Diğer yandan İslâm coğrafyasının hükümranlığına talip devletler tarafından da desteklenmesi, yine, Alparslan’ın siyasî zekâsıyla ilişkilendirilebilir.

 

 

Alçakgönüllü bir komutan…

Sultan Alparslan; Malazgirt Zaferi sırasında, bugün dahi kitaplarda aktarılan meşhur bir konuşma yapmış, kendine bağlı akıncı beylerinin -sayıca Bizans’tan az olmalarına rağmen- büyük bir zafer inancıyla hareket etmesinde büyük bir rol oynamıştır. Zaferin bir paydası da o konuşmada sarf edilen, birlik ve inancı perçinleyen şu sözlerdi:

 

‘’Bugün burada ne emreden bir sultan ne de emir alan bir asker var; ben de içinizden biri olarak sizinle savaşacağım.’’

DİPNOT: 1071’e kadar Anadolu, Büyük Selçuklu Devleti’nin hedefindeydi. Bu sürece kadar pek çok taarruz ve fetih hareketi gerçekleştirildi. Türk egemenliğine geçen kasaba ve bölgeler, zaman zaman kaybedilmek sûretiyle el değiştirdi. Bizans’ın Selçuklulardan aldığı bölgeler, çeşitli zaferler ve politik galibiyetlerle vergiye bağlandı. Bizans her dönem kendi içindeki girift yapılanmanın meydana getirdiği bir arbede hâlinde bulunuyordu. Fakat güçlü ve kalabalık bir orduya sahip olmaları, uzun yıllar bu topraklarda hakimiyet kurmalarına izin vermiştir.

 

 

Alparslan kimdir?

Daha küçük yaştan beri yiğit bir bey sıfatıyla Çağrı Bey’in gözüne girmeyi başaran Alparslan, babasının ölümünden sonra taht mücadelesinin ortasında kaldı. Gücü ve saygınlığının yanında, rakiplerini sevmeyen kesimlerin desteğini de alarak imparatorluğun sahibi oldu. Bu sürece gelene kadar Karahanlılar ve Gaznelilerle pek çok mücadeleye girdi. Yoğun Karahanlı / Gazneli saldırılarının durdurulmasında -babasının sağlığında-  en etkili isimdi. Babası vefat ettikten sonra Horasan meliki oldu. Amcası Tuğrul Bey, imparatorluğun hakimiydi. Veliahdı ise Alparslan’ın kardeşi, şehzâde Süleyman’dı. Bir müddet sonra Tuğrul bey de vefat edince Süleyman başa getirildi. Alparslan bu durumu kabul etmeyerek saltanat mücadelesine başladı. Kutalmış ve Süleyman’la girişilen taht mücadelesinden zaferle çıkan Alparslan, Abbasî halifesi tarafından da kabul gördü ve imparatorluğun başkenti Rey’de tahta çıktı.

 

1071’den önce Anadolu

Elbette Anadolu’yu Türk yurdu olarak teşkilatlandıran Malazgirt Meydan Muharebesi, öncesinde ve sonrasında, aynı amaca hizmet eden mücadelelerle çevrelenmiştir. Zaferin gerçekleştiği 1071 ve Türkiye Selçuklu / Anadolu Selçuklu’nun kurulduğu 1075 yılına kadar geçen süreçte, çeşitli fetih hareketleri ve akınlar bölgede Türk izlerinin ağırlığını hissettirmeye başlamıştır.

Oğuz akınları olarak adlandırılan bu girişimler, etki alanı ve hacmi itibariyle Anadolu’nun Türkleşmesi’nde büyük bir yer işgal etmez. Fakat Malazgirt Zaferi’ne giden yolda Bizans’ı tanımak, Anadolu’yu keşfetmek ve devletin kendi iradesini, gücünü analiz etmek hususlarında oldukça önem taşır.

 

 

ARA SÖZ: Göçebe karakterli Türk toplulukları, yeni bir bölgede yaşam sürmek adına bazı hususî adımlar izlemekteydi. Gidilecek bölgenin keşfi, analizi; yaşam koşulları ve geçim kaynaklarının tespiti vb. bilgilerin önceden saptanması, daha sağlıklı bir göç ve yerleşme hareketi olarak benimsenmişti. Türklerin tüm göç, fetih, keşif vb. hareketlerinde; ölçü, nizam ve stratejik bir karakter mevcuttur. Pek çok göçebe topluluğun gittikleri yerlerde asimile olmaları ya da telef edilmeleri, bu ön keşif kurgusunu sağlayamamış olmalarından ileri gelir.

 

Özetle; bu keşif akınlarıyla Anadolu’da belli bölgeler Türklerin yerleşim alanı hâline gelmişti. Fakat burada kati bir egemenliğin olmayışı ve Bizans İmparatorluğunun bölgedeki vergi hakimiyeti, Türkler açısından elverişsiz ve tehlikeli bir süreç olarak tehdit oluşturmaktaydı.

 

26 Ağustos 1071

Türklerin Anadolu’ya daha güçlü ve hâkim bir vaziyette akın akın gelişi, 26 Ağustos 1071 tarihinden sonradır. Alparslan ve Bizans İmparatoru Romen Diyojen (4.Romanos) arasında gerçekleşen bu muharebe; Romen Diyojen’i Bizanslılar nazarında itibarsızlaştıran ve Bizans’ın Anadolu’daki baskıcı egemenliğine son veren bir zaferle sonuçlanmıştır.

Alparslan’ın üzerine gelen Bizans orduları, çeşitli etnik gruplardan ve topluluklardan müteşekkildi. Sayıları da bir hayli fazlaydı. Yaklaşık 200.000 kişilik ordu, Bizans’ı, korkusuzca bu muharebeye girmeye ve Alparslan’ın 50.000 kişilik ordusunu alt edeceği inancına -gafletine- sürüklemişti. Abbasî halifesi Kâim Bi-Emrillah, Bizans’a karşı Müslümanlar tarafından başlatılan bu büyük akın hareketinde -tüm İslâm coğrafyasını da yanına alarak- Alparslan’ı destekliyordu. Adına dualar, hutbeler okutuluyor, muharebe yakinen takip ediliyordu.

Alparslan bir konuşmasında; zaferi, Cuma namazı sonrası ettiği duayla elde ettiğini belirten sözler sarf etmiştir. Yani Malazgirt Meydan Muharebesi, bir Cuma günü, Türkün Anadolu fethiyle nihayete ermiştir. Miladî 26 Ağustos 1071, hicrî 27 Zilkade 463…

 

 

Zafer…

Selçuklu orduları, öbek öbek ayrıldılar. Alparslan komutasında Hassa askerleri bulunuyordu. Savaş taktiği; düşmanı, asıl birliğin beklediği -gizlendiği- bölgeye bir gaflet içinde çekmekti. Bunun için az sayıda birlikle Bizans üzerine sahte bir girişim sergilendi. Bizans ordusunun kendini daha güçlü hissetmesine ve arkasında yatan nedeni analiz edemeyecek kadar galibiyet sarhoşu olmasına neden olan bu hareket, Selçukluların arzu ettiği tuzak bölgesine kadar, düşmanı kendi ayağıyla getirdi.

Alparslan’ın zafer stratejisi; cılız ve sahte bir saldırı ile düşmanı galibiyet duygusuna kaptırarak -deyim yerindeyse- aptallaştırarak zaafa düşürmekti. Başarısız gibi görünen bu cılız saldırıda geri çekilme ile devam eden süreç, asıl muharebenin gerçekleşeceği noktada düşmanın hazırlıksız yakalanmasına yol açtı. Kaçar gibi görünen bu ön birlikler, muharebe meydanında ani bir taarruza geçti. Bu beklenmeyen pusu, düşmanın kalabalık ordusunu -adetâ- acemî ve tenha bir topluluğa dönüştürdü.

Bu büyük zafer, sahadaki satranç oyunuyla nihayete yaklaşmış, Bizans ordusunun fiiflen ve fikren dağıtılmasıyla noktalanmıştır. Bizans birlikleri arasında yer alan diğer Türk akıncıları da pusuluk mevkiinde Selçuklu ordularına katılmışlardır. Evvelden beri Bizans’la anlaşmazlıklar yaşayan Ermeni birlikleri de bölgeyi terk ederek savaşın sonlanmasını hızlandırmışlardır.

 

Alparslan’ın esiri Romen Diyojen…

Savaş sonunda Alparslan ve Türk ordusu, pek çok general ve Bizans beyini esir almıştı. Esir düşen Bizans İmparatoru Diyojen de Alparslan’dan şu sözlerle aman dilenmiştir:

  • Hiç düşünmüyorum ama belki affedersiniz…

İşte bu sözler, Selçuklu merhametine inanan bir Bizans’ı ve daha da fazla, İslâm ve Türk hükümranlığının düşmanı azat edebilecek nispette erkini ve insanî felsefesini gösteriyor. Alparslan, mağlup olmuş Diyojen’i affedip impoaratorluğunun merkezine gitmesi için izin verse de, halkın tepkisi Romen Diyojen için kaçınılmaz bir sondu.

İşte bu süreçten sonra, hızla Türkleşen ve İslâm’ın medeniyet karakterini giyinen Anadolu, değişmez ve sarsılmaz bir Türk-İslâm Yurdu olarak tarihimize mühürlenmiştir.

 

 

Kaynak ve Yazı Sahibi

Pir Tarih: Ahsen İlhan

 

TURAN, Osman; ‘Selçuklular ve İslamiyet’, Ötüken Yayınları, 5.baskı, 1999

TURAN, Osman; Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti, Ötüken Yayınları, 8.Baskı, 2005

https://islamansiklopedisi.org.tr/alparslan

https://islamansiklopedisi.org.tr/malazgirt-muharebesi