KOLONİDEN SÜPER GÜCE

 

Colomb’tan önce kıtaya ilk gelen Avrupalılar, İzlandalı Vikingler’di. Leif Ericson önderliğinde takribi 1000 yılında kıtaya ayak bastılar. Bu konuda ilk bulgulara, Kanada’nın Newfoundland bölgesinde rastlanıldı fakat burada yaşamlarını sürdüremeyen Vikingler, Dünya ile olan temaslarını kaybettiler.

Bundan beş yüzyıl sonra, hepimizin bildiği üzere avrupalı tüccarların farklı ticaret rotaları aramaları üzerine, 1492 yılında İspanya Krallığı bayrakları altında gemilerle Christopher Columbus, yelken açtı ve  Karayip Denizi’nde ki Bahama Adaları’na ayak bastı. Devamında ki yaklaşık kırk yıl da İspanyol tüccarlar burada bir ekonomi imparatorluğu oluşturdu.

       

KOLONİLER DÖNEMİ

İlk olarak bilindiği üzere İngilizler, 1607 yılında Virginia, Jamestown’da koloni kurdu. Takip eden birkaç yıl sonrasında İngiliz Resmi Kilisesi’nin dini yaptırımlarından kaçan Püritenler geldi akabinde 1620 yılında, sonradan adı Massachusetts olacak Plymouth kolonisini kurdular.

Püritenler, devletin, Tanrı’nın buyruklarını uygulaması gerektiğine inanıyordu ve bundan dolayı Hristiyanlık gereği olan kuralları uygulamaya koydular. Bunun üzerine 1636’da Roger Williams adlı bir rahip Massachusetts’ten ayrılıp, boş olan kıtanın başka bir bölgesinde Rhode Island’da devlet ile kilisenin ayrılığını esas alan ve din serbestliğini uygulayan bir koloni kurdu. Bu, kurulacak olan ABD Anayasasın’da kendisine yer bulan iki temel ilkeydi.

Diğer ülkelerden de sömürgeciler geldi fakat zaman içerisinde İngilizler çoktan yerleşmişlerdi kıtaya.  Atlantik Kıyısı boyunca, Kuzeyde New Hampshire’a, Güneyde Georgia’ya kadar uzanan 13 koloni kurulmuştu bile.

Bu konuda İngiltere’nin en büyük rakibi Fransa’ydı ve İngiltere ile 18. yüzyıl boyunca, Kuzey Amerika topraklarının egemenliği için birçok defa savaştı. Tarihler 1763’ü gösterirken, ‘7 Yıl Savaşları’ sona ermişti. Kanada ve Mississippi’nin Kuzey Amerika’da ki doğu kıyısı, haliyle İngiltere’nin zaferiyle nihayetlenmişti.

Orası bir İngiltere olamadı çünkü 7 yıl savaşlarının zararını karşılamak adına konulan vergiler ve sömürü buna izin vermedi. Bu doğrultu da kısa süre sonra İngiltere ile koloniler arasında çatışmalar başladı. Koloniler ‘’Temsil yetkisi olmayan vergi alamaz” sloganıyla birleşip kendi koloni meclislerine vergi ödeyeceklerini duyurdu.

 

 

En nihayetinde, çay dışında alınan tüm vergiler kaldırıldı fakat 1773 yılında çay vergisine tepki amacıyla Boston Çay Partisi düzenleyecekti bir grup kolonili. Parti de Kızılderili kostümleriyle rıhtımda demir atan İngiliz ticaret gemilerine çıktılar ve 342 sandık dolusu çayı Boston Limanı’na döktüler. Bu olaydan sonra İngiliz Parlamentosu önlem amacıyla Boston Limanı’nı gemilerine kapattı. Yavaş yavaş bağımsızlık çanları çalıyordu. 1774’te koloni liderleri, kolonilerin İngiliz yönetimine muhalefetini tartışmak amacıyla 1. Kıta Kongre’sini topladı. 19 Nisan 1775’te ise İngiliz askerleri Massachusetts ve Lexington’da kolonici asilerle birebir temas içine girdi ve savaş patlak verdi. Bu doğrultuda  4 Temmuz 1776’da Kıta Kongresi, Bağımsızlık Bildirgesi’ni yayınladı.

 SAVAŞ

İlk zamanlarda savaş, Koloni olmanın getirdiği normal şartlar doğrultusunda, (askeri eğitim-askeri giyim-teçhizat vs.) koloni tarafı için iyi gitmedi. 1777 ise savaşın kırılma noktasıydı. Amerikan birlikleri, New York ve Saratoga’da İngiliz Ordusu’nu yenilgiye uğrattı. Tabii Fransa’da boş durmayıp ”Bize yarolmazsa İngiltere’ye hiç olmayacak.” mantığıyla gizliden Amerikalılara yardım ediyordu.  Amerikalıların Saratoga zaferinin hemen ardından Fransa ve Amerika bir ittifak anlaşması imzaladı akabinde Fransa, savaş gemisi ve askeri birliklerle destek gönderdi.

Artık savaşın seyiri değişmiş, saldıran taraf Amerika olmuştu. Bu bağlam da kuşatma Yorktown’da yaşandı. Fransız ve Amerikan birlikleri, İngilizleri kuşattı. Çeşitli bölgelerde devam eden 2 yıl da, savaş sürdü ve Amerika’nın zaferiyle taçlandı. Amerika’nın bağımsızlığını, beklenildiği üzere ilk Fransa kabul etti ve 1783’te ”Paris Anlaşması” imzalandı.

YENİ BİR ULUS

Amerika, artık bir devletti. Anayasasında güçler 3’e ayrıldı;

Yasama (Kongre), yürütme (Başkan ve Federal Kurumlar) ve yargı (Federal Mahkemeler).

Herkesin bildiği ‘Vatandaşlık Hakları’ adında oluşan 10 madde de, bireysel özgürlüklerin güvencesi Anayasa’da yer aldı.

 

 

GEORGE WASHİNGTON

Savaş kahramanı ve ilk ABD Başkanı George Washington, güçlü bir başkanlık ve merkezi hükümet sistemini savunan bir partinin başkanıydı. Bağımsızlık Bildirgesi’ni hazırlayanlar arasında ön plan da kendisine yer bulan Thomas Jefferson ise, halka karşı daha çok sorumlu olmalarını sağlayacağına inandığı sistem olan eyaletlere, daha çok yetki vermeyi benimseyen bir partinin başına geçmişti.

Jefferson 1801 yılında, 3. Başkan olarak seçildi. Savunduğu sistemin aksine siyasi realite, farklı davranmasını zorunlu kılıyordu. Kayda değer adımlar atan Jefferson, 1803’de Fransızlardan Louisiana’yı satın aldı ve toprakları hemen hemen iki katına çıkardı.

KÖLELİK VE İÇ SAVAŞ

1828’de Andrew Jackson, seçilen ilk “yabancı” başkan oldu. Bu dönemde Bağımsızlık Bildirgesi’nde yer alan “tüm insanlar eşit yaratılmıştır” ifadesi, 1,5 milyon köleyi pek de kapsamıyordu. Bu durumun sinyallerini, 1820 yılında güneyli ve kuzeyli siyasetçilerin, köleliğin batı topraklarında yasallaştırılması yönünde tartışmalarından anlayabiliriz. Kongre nihayetinde uzlaştı ve bağımsızlık bildirgesinden, uzak insan haklarına aykırı bir biçimde, Missouri eyaletinde ve Arkansas topraklarında köleliğe izin verildi fakat Missouri’nin batı ve kuzeyindeki bölgelerin de yasaklanmıştı.

1846-48 yılları arasındaki Meksika Savaşı, satın almanın dışında savaş yoluyla Amerikalılara yeni topraklar kazandırdı. Beraberinde, kölelik sınırlarının genişletilmesi gündeme geldi.  Utah ve New Mexico halkına kölelik konusunda karar hakkı tanındı.  (Köleliğin kaldırılmasını istediler.)

Kölelik konusu tam çözümlenememişti. Abraham Lincoln köleliğe karşıydı ve 1860’da başkan seçilmişti. Takibinde  11 eyalet Birlik’ten ayrılıp bağımsızlık ilan etti, Konfedere Eyaletler’i kurdu. Bunlar, Güney Carolina, Mississippi, Florida, Alabama, Georgia, Louisiana, Texas, Virginia, Arkansas, Tennessee ve Kuzey Carolina Eyaletleri’ydi ve bu durum iç savaşı tetikledi.

 

 

Konfederasyon Ordusu savaşın ilk yıllarında üstünlük sergiledi. Bunun bir sebebi olarak, onlara önderlik eden General Robert E. Lee’nin stratejik dehası gösterilebilirdi fakat birlik, daha çok askeri güç ve kaynağa sahipti. 1863 yazında Lee, birliklerini kuzeye, Pennsylvania’ya gönderdi.  Gettysburg’da, Birlik Ordusu’yla karşı karşıya geldiler. Amerikan toprakları tanık olduğu en büyük savaşı yaşadı. Üç gün süren yıpratıcı savaşın ardından Konfederasyon, yenilgiye uğradı. Bu sıralarda, Mississippi Nehri’nde savaşan Birlik Generali Ulysses S. Grant, Vicksburg’u aldı. Böylece Mississippi Vadisi’nin bütün kuzeyi ele geçirilmiş oldu ve Konfederasyon ikiye bölünmüştü.

İki yıl sonra Konfederasyon Ordusu teslim oldu. Yıpratıcı bu dönemin ülkeye tek katkısı, iki önemli olayın çözüme kavuşmasıydı. Köleliğe son verilmiş ve ülkenin bölünmez bir bütün olduğu ortaya konmuştu. Artık ismi, ”Amerika Birleşik Devletleri” idi.

 

 

İç Savaş’ın bitiminden, sadece birkaç yıl sonra ABD, sanayide öncü güç haline gelmişti. Kıtayı kateden ilk demir yolu 1869 yılında tamamlandı. 1900 yılına gelindiğinde, ABD’nin demir yollarının uzunluğu tüm Avrupa’da ki demiryolarının toplamını aştı. Ardı ardına şirketler kurulup Dünya’ya açıldı. Standart Oil Company’nin kurucusu, meşhur Rockfeller ailesinden John D. Rockefeller ve çelik fabrikaları kuran Andrew Carnegie,  birkaç örnekti.

Telefon, ampul, fonograf (pikap), alternatif akım motoru, transförmatör ve sinema filmi gibi icatlar ardı ardına geldi. ‘’Koloniden Süper Güce’’ giden yolun ayak sesleriydi bunlar. Ardından elektrik sanayii gelişmişti fakat süper güç olmak o kadar da kolay değildi. Denetimsiz ekonomik büyüme, tehlikeleri de doğurdu. Buna önlem amacıyla Federal hükümet harekete geçti. Demir yolu ücretlerini denetlemek için ”Eyaletler Arası Ticaret Komisyonu” kuruldu. Şirketler daha öncesinde birleşip rekabeti azaltıyor daha ucuza imalatla, pahalı satış yapabiliyorlardı. 1890’da çıkartılan “Sherman Antitröst Yasası” ile, ticareti sınırladığı gerekçesi gösterilerek, şirketlerin birleşmesi yasaklandı.

1867’de, Rusya’dan satın alınan Alaska dışında, Amerika toprakların da 1848 yılından sonra genişleme olmadı. 1890’da ise ülkede yeni bir toprak genişletme düşüncesi hakim oldu. ABD, Asya, Afrika ve Latin Amerika halklarına  demokrasi götürmeyi kendine misyon edindi. ABD ile İspanya 1898’de Amerikan gazeteleri, Küba’daki İspanyol Kolonisi’nde yaşanan vahşeti, kamuya açıkladığında savaşa girdi. Savaş sona erdiğinde ABD karlı çıkmış ve İspanyollardan; Küba, Filipinler, Porto Riko ve Guam’da toprak kazanıp Hawaii adalarını ele geçirmişti. İmparatorluk zincirlerinden bağımsızlık ilan eden Amerikalılar, yeni bir imparatorluğu yönetmekten memnun olmadılar ve 1902’de Amerikan birlikleri Küba’yı terk etti ama ülkede ABD’nin donanma üslerini bulundurma şartı koştular. Filipinler, 1907 yılına kadar sınırlı yetkilere sahip bir hükümet tarafından yönetildi. 1946’da tam bağımsız oldu. Porto Riko, ABD bünyesinde, kendi kendini yöneten bir ortak pazar haline geldi. Hawaii ise 1959’da eyalet oldu.

 

 

1914… Avrupa’da 1. Dünya Savaşı başladı:

ABD başkanı Woodrow Wilson, Amerika’nın tarafsız kalmasında ısrar etti lakin kendisinin istemesiyle olacak bir durum değildi bu. Almanya, müttefik ülke limanlarına giden tüm gemilere saldıracağını ilan etti. Tabii bu durum karşısında başkan tutumunu değiştirmek zorunda kaldı. Kongre, Almanya’ya 1917 yılında savaş ilan etti. Milyonlarca erkeğin orduya çağrılması, eğitilmesi ve denizaltılarla Atlantik’in öbür kıyısına gönderilmesi gerekiyordu zira sadece asker sayısı 200.000’di. ABD’nin, savaşa katkıda bulunacak duruma gelmesiyse 1 yıl gerektirecekti.

1918 SONBAHARI

Almanya’da vaziyet pek iyi değildi. Amerikan takviyesi karşısında orduları geri çekilmek zorunda kalmıştı. Kasım ayında ise Almanya barış istedi, 11 Kasım’da ateşkes ilan edildi. Wilson, barış anlaşmanın hazırlanmasına yardımcı olmak üzere, 1919 yılında Versay’a gitti.  Milletler Cemiyeti maddesini önerdi. Bu madde Versay Antlaşması’na eklendi fakat kendi ülkesinde ABD Senatosu bu öneriyi onaylamadı ve kendi önerdiği bu cemiyete ABD katılmadı.

KIZIL KORKUSU

Bu sırada, Amerikalıların içinde yabancı düşmanlığı başladı. 1919’da yaşanan terörist eylemler “Kızıl Korkusu” yarattı. Başsavcı A. Mitchell Palmer’ın başkanlığında siyasi gösteriler düzenlendi. Birçoğu suç işlememiş olanlardan oluşan yabancı asıllı radikal siyasetçi sınır dışı edildi. 1921 yılında İtalyan asıllı iki anarşist Nicola Sacco ile Bartolomeo Vanzetti, somut olmayan delillerle cinayet suçundan hüküm giydi. Aydınlar bu duruma karşı çıktı fakat iki İtalyan 1927’de elektrikli sandalyede idam edildiler. 1921 yılında göçmen kabulüne sınırlama getirildi. 1924 ve 1929 yıllarında bu sınırlamalar daha da arttırıldı.

1920’ler de daha da karışan süper güç adayımız da, Püriten muhafazakârlıklarla, hazcılık ilkesini savunanlar iç içe yaşamaktaydı. Yasaklar dönemindeyiz. 1920’de anayasaya eklenen bir maddeyle içki satışları yasaklandı ama içki düşkünleri, “speakeasies” denilen yasa dışı lokallerde bu yasağı delmiş, gangsterler ise bu yolla kara para kazanıp servet sahibi olmuşlardı.

DÜNYA ÇAPINDA İLK ETKİLEŞİM

Büyük şirketler, 1920’ler de altın çağını yaşıyordu. ABD tüketim toplumu haline gelmiş, radyo, ev cihazları, sentetik tekstil maddeleri ve plastik pazarı alabildiğine genişlemişti. Otomobil konusundaysa Henry Ford’un ürettiği T Modeli, halkın bütçesine de uygundu. Milyonlarca kişi tarafından satın alınıyordu. Çılgınca bir tüketim hakimdi ülkede fakat refah maskesi bütün ülke tarafından pek de gerçek durumu yansıtmıyordu.  Kârlar yüksek, faizler düşüktü. Yatırıma yönelecek nakit çoktu ancak paranın çoğu borsadaki sorumsuz tutumlar yüzünden spekülasyonlarda kayboldu. Hisse senedi fiyatları reel değerlerinin çok üzerine çıktı. Yatırımcılar, ihtiyat akçesi verip hisse topluyorlardı fakat o paranın da yüzde doksanını borçlanarak temin ediyorlardı.  1929 yılında nihayetinde Borsa çöktü ve Dünya çapında bir kriz doğdu.

1932 yılında binlerce banka ve takribi 100,000’den fazla şirket iflas etti. Sanayii öncüsü durumdan, sanayii üretimi yarı yarıya düştü. Her dört işçiden biri işsiz kaldı. Franklin D. Roosevelt ise o dönemde,  “Amerikan halkı için yeni bir düzen” (New Deal) sloganıyla Başkan seçildi. Üç ay içinde ‘’Tarihi 100 gün’’ Roosevelt, Kongre’ye, ekonominin düzelmesi adına birçok yasa sundu. “Vatandaş Koruma Birlikleri” ve “İş Gelişim İdaresi” gibi kurumlar, yol, köprü, hava alanı, park ve kamu binalarının inşaat ihalelerini alarak binlerce kişiye istihdam sağladı. Sonrasında ,emeklilik adına ”Sosyal güvenlik yasası” çıkartıldı.

Roosevelt’in Yeni Düzen Programı, krizi sona erdirmedi. Ekonomi biraz kalkınmış fakat tam olarak iyileşmesi 2. Dünya savaşı sonrasındaydı.

2. DÜNYA SAVAŞI

1939 yılında Avrupa’da savaş patlak verdi. ABD’nin ilk tepkisi birinci savaşta ki gibi tarafsız kalmaktı. Bu defa Japonlar, 1941 Aralık’ta, Hawaii’de donanma üssünün bulunduğu Pearl Harbour’u bombaladı ve ABD’yi savaşa dahil etti. ABD ise önce Japonlara, ardından da onların müttefiki olan Almanya ve İtalya’ya savaş ilan etti. Burada şuna dikkat edilmelidir;

ABD savaşa 2 sene sonra girdi. Bunun sebebi ekonomik nedenlerdi zira ABD savaşıp kaynaklarını tüketen ülkelere silah satışı yapmış ve buradan büyük bir servet edinmiştir. Tabii daha öncesinde ki birçok buluşu unutmamak gerek. Bu buluşlar da ekonomiye katkı sağlamıştı.

Amerikan, İngiliz ve Sovyet savaş planlamacıları birlik olarak, ilk Almanya’yı saf dışı bırakmayı kararlaştırdılar. Kasım 1942’de İngiliz ve Amerikan kuvvetleri Kuzey Afrika’ya çıkartma yaptı. 1943’te Sicilya ve İtalya’ya ilerlediler. 4 Haziran 1944’te Romayı işgalden kurtarıp iki gün sonra Normandiya çıkartmasını gerçekleştirdi ardından 24 Ağustos’ta Paris özgürlüğe kavuştu ve Amerikan Birlikleri, Eylül ayında Alman sınırını aştılar ve nihayetinde Almanya’ya 5 Mayıs 1945’te diz çöktürdüler.

Japonya ile gerçekleşen savaş ise  savaş 1945 Ağustos’unda, Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasıyla son buldu. Takribi 200,000 sivil bu olaydan sonra hayatını kaybetti.

 

SON OLARAK

ABD, 1945’den 1970’e kadar olan dönemde, kısa süreli durgunluklarla beraber uzun bir ekonomik büyüme dönemi yaşadı.

2. Dünya Savaşı Generali olan Dwight D. Eisenhower’dan sonra 1960 yılında yeni başkan John F. Kennedy oldu. “Ülkeyi yeniden ileri götürmeye” söz vermişti ve 1962 Ekim’inde Soğuk Savaş’ın en ağır kriziyle karşı karşıya kaldı. Ekonomiden öte çözmesi gereken, daha fazla önem arz eden bir sorundu bu. Sovyetler Birliği’nin, Küba’ya, birkaç dakika içinde Amerikan şehirlerine ulaşabilecek şekilde nükleer füzeler yerleştirdiği ortaya çıktı. Kennedy, adayı denizden kuşattı. Sovyet Lider Nikita Kruşçef, füzeleri geri çekeceğini fakat karşılığında Amerika’nın Küba’yı işgal etmeyeceğine dair söz aldı.

Süper güç yarışı nisan 1961’de Sovyetlerin, ilk insanlı uzay aracını dünya yörüngesine yerleştirmesiyle kızıştı ve zaferine bir yenisini ekledi. Buna cevaben Başkan Kennedy, 10 yıl içinde Amerikalıların Ay’da yürüyeceğine dair söz verdi ve bilindiği üzere bu sözü Neil Armstrong’un, 1969 yılı Temmuz ayında Apollo 11 uzay aracından inip Ay yüzeyine adım atmasıyla gerçekleşti.

Şüphesiz savaşlar da en çok karı ABD sağladı. Dünya’ya söz geçirmesi tamamen ekonomiye bağlıydı her devlette olduğu gibi. Para kimdeyse onun düdüğü çalıyordu ve parayı ABD elinde tutuyordu. ABD sattığı silahlarla savaşta söz sahibi olmuştu. Savaşlara sonradan katılmasının birçok sebebi hatta ana sebebi ekonomiydi. Bu yolla artık icatlar yerine silahla ekonomisini büyütüyordu. Bazı yorumlarda günümüzde şu an, Dünya’nın farklı yerlerinde bulunması gibi.

   Kaynakça

https://tr.wikipedia.org/wiki/Amerika_Birleşik_Devletleri_tarihi