HZ. MUHAMMED’E (S.A.V.) PEYGAMBERLİĞİN TEBLİĞ EDİLMESİ

Hz. Muhammed (s.a.v.) takribi otuz beş yaşından sonra, düşünce (varoluş, evren, yaradılış vs.) ve ibadetle meşguliyet içerisindeydi. Bu doğrultuda, Mekke’nin kuzeydoğusunda yer alan ve Kabe’ ye yaklaşık 5 km uzaklıkta bulunan Nur Dağ’ında ki Hira Mağarasına kapanırdı. Sürekli düşünmeyi, insanlardan uzak durmayı, dedikodulardan kaçınmayı ve nefis hesabı yapmayı-genel olarak dünyevî alışkanlık haline getirmişti. Uykudayken gördüğü rüyalar gün ışığı kadar aydınlık ve parlak oluyor, rüyada gördükleri ise daha sonrasında birebir gerçekleşiyordu. Bu durum devam ederken, inziva hayatını daha çok sevmeye ve Ramazan ayını mağarada geçirmeye başladı. Bazen eşi Hatice’nin de onunla birlikte gittiği oluyordu. Bunun dışında mağaraya gelen yoksullara da yanındaki yiyecekten ikram ediyordu. Yiyeceği tükendiği zamanlarda, evine gidip yenisini alıyor sonrasında tekrardan Hira’ya dönüyordu. Evine gitmesini ise inziva süresi sona erince, Mekke’ye inerek Kabe’yi tavaf ettikten sonra alışkanlık haline getirmişti.

 Allah sözü olan Kur’an-ı Kerim’de, peygamberliğin nasıl başladığı konusunda detaylı bilgi mevcut değil. Hadislerden ve tarih kitaplarından bilinen bilgi doğrultusunda vahyin, doğru rüyalarla ‘’er-ru’ya es_sadıka’’ başladığı belirtilmektedir. Peygamberliğin ilk müjdeleri olarak kabul edilen bu rüyalar ise tahmini altı ay sürmüştür. Bu sıralarda Hz.Muhammed (s.a.v.) kırk yaşındaydı. Dört melekten vahyi bildirmekle görevli olan Cebrail, 610 yılı Ramazan ayının 27. gecesinde sabaha karşı Hz. Muhammed (s.a.v.) ibadetle meşgul olduğu sırada kendisine ‘’Oku’’ emrini verdi. O süre zarfına kadar hiç karşılaşmadığı meleğin, heybetli görünüşü ve hitabeti sırasında heyecanlanan ve korkuya kapılan Hz. Peygamber, şok durumu ve endişe içerisinde ‘’ben okuma bilmem’’ şeklinde bu emre karşılık verdi. Cebrail ise Hz. Muhammed’i (s.a.v.) dayanamayacağı ölçüde sıktı ve bıraktı akabinde Alak Suresi’ nin ilk beş ayetini okudu ve Hz. Muhammed’de (s.a.v.) tekrarladı:

 Alak ;

  1. İkra’ bismi rabbikelleziy halak

  2. Halekal’insane min ‘alak

  3. Ikra’ ve rabbükel’ekrem

  4. Elleziy ‘alleme bilkalem

  5. Allemel’insanema lem ya’lem

 ‘’Oku Yaratan Rabbının adıyla oku. O insanı bir ‘alaka’-(kan pıhtısı, embriyo) dan yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O Rab ki kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediğini de öğretti.’’

 Hz. Muhammed (s.a.v.) Kur’an’ın bu ilk ayetlerini Cebrail’ in öğretmesiyle okudu ve ezberledi fakat heyecanı ve korkusu devam ediyordu. Öğrendiği vahyin üzerinde bıraktığı şokla titreyerek hızla evine gitti, yatağına girdi ve eşi Hatice’ye ‘’üzerimi örtünüz’’ dedi ardından derin bir uykuya daldı. Uyandığında başından geçenleri eşine anlattı ve ‘’kendimden korktum’’ dedi. Hatice ise onu rahatlatmak amacıyla şunları dedi: ‘’Korkma, Allah’a yemin ederim ki, o hiçbir zaman seni utandırmaz çünkü sen akraba hakkına saygı gösterir, dürüst konuşur, aciz olanların işini yüklenirsin, fakiri doyurur, misafiri ağırlar, halka yardım edersin.’’

 Eşi Hatice Peygamberi teselli etmeye çalıştıktan sonra onu amcasının oğlu Varaka b. Nevfel’e götürdü. Kaynaklarsa bu konuda Hz. Muhammed (s.a.v.)’i götürmeyip kendisinin durumla birebir alakadar olduğunu ve Varaka’ya da kendisinin gidip anlattığını söylemektedir. Her iki durumda da Hz. Hatice, bu gibi hassas bir durumu gizlemeyerek, kendisinin ve kocasının ne yapacağını bilemeyecek durumda bırakmamıştır. Durumu anlatacağı kişiyi de çok iyi seçmiştir.

 

Neden Varaka Sorusuysa… ?

Çünkü Varaka’yı Yahudilik ve Hristiyanlık hakkında bilgiye sahip Tevrat ve İncil gibi kitapları okumuş, bunları bilen kişilerle de istişareler yapmış biri olarak tanımlayabiliriz. En önemli nokta ise putlara tapmaktan nefret ettiği için hak din arayış içinde olması ve bunun için de  Zeyd b. Amr ile Suriye’ ye gitmesiydi. Varaka için bir diğer bulgu da Hristiyanlığı kabul ettiğidir. Okuma, yazma biliyordu. Kitab-ı Mukaddesi (Eski Antlaşma ve Yeni Antlaşma’yı kapsayan, Hristiyan inanışının temelini oluşturan ve Hristiyanlarca kutsal sayılan kitap) çok incelemiş, onu Arapça’ya çevirmişti. Varaka’nın gözleri görmüyordu. Peygamberin yaşadığı bu olayı dinleyince ‘’Bu gördüğün, Allah’ın Musa’ya indirdiği Cebrail (Namus)’dir. Keşke davet günlerinde genç olsaydım! Keşke kabilenin seni yurdundan çıkaracağı günler hayatta bulunsaydım’’ şeklinde yorumladı. Varaka’nın bu sözlerini işiten Hz. Muhammed (s.a.v.) ‘’Onlar beni buradan çıkaracaklar mı ?’’ diye sordu. Varaka ‘’evet çünkü senin getirdiğin şeyi getiren herkes (peygamberler), buna maruz kalmıştır. Eğer o günlere yetişirsem mutlaka yardım ederim’’ şeklinde cevap verdi.

 Bu sözler Hz. Muhammed’in (s.a.v.) göğsüne ferahlık sağladı. Bu sefer tekrardan aynı olayın gerçekleşmesini ve Cebrail’i tekrardan görmek istedi. Bu istekle Cebrail ile karşılaştığı Hira mağarasına sürekli gidip, onu gözlemeye başladı. Günler, haftalar bu şekilde geçti. Böyle geçen nice hafta Cebrail’i getirmedi. Bu döneme ‘’Fetretü’l- Vahiy’’ (vahiy olmayan dönem) denir. Kaynaklar bu konuda bu uzun bekleyiş için birkaç günden üç yıla kadar çeşitli süreler söyler. Kesin olarak bu bekleyişin çok uzun müddet devam etmediği bilinmekte. Hz. Muhammed (s.a.v.), bu durumdan rahatsız olmuş ve endişeye kapılmış hatta Rabbi tarafından terkedildiğini düşünmüştür. Bir gün Hira Dağı’ndan evine gelirken Cebrail’i heybetli haliyle gördü. Daha öncesinde ilk gördüğü zamanda ki gibi korku ve heyecana kapıldı, hemen evine koştu ve yatağına girdi. Cebrail ise evde bir kez daha karşısına çıktı ve şöyle dedi; ‘’ey örtünen adam, kalk ve (insanları) uyar. Rabbini büyük tanı. Elbiseni temiz tut. Kötü şeylerden uzak dur.’’ Bu ayet-i kerimeler nihayetinde Hz. Muhammed’e (s.a.v.) peygamberlik görevinin verildiğini, Allah’ın kendisine vahyettiklerini insanlara böyle tebliğ edip öğreteceğini, onları Allah’ın yoluna böyle davet edeceğini, itaat edenleri ise dünya ve ahiretle müjdelediğini, yüz çevirenlerin ise cehennem azabıyla korkutacağını gösteriyordu.

 

   Kaynakça

Krş. Fuat Günel – Hira

İbn- Sa’d- Belazuri

Kur’an-ı Kerim – Alak Suresi