AĞLAMA DUVARI

Tekrar tekrar yıkıldı, inşa edildi. Bazı zamanlar ise Hristiyanlığın bazı zamanlarda da İslamiyet’in hakimiyetine girdi.

 





Yahudiler içinse 2000 yıllık bir rüyaydı onu da 1967 yılında gerçekleştirdiklerine inanıyorlar. Bugüne uzanan kısmı ise Filistin İsrail sorunu oldu çünkü Yahudiler mabedin geriye kalanını inşaa etmek istiyor ve bunun için de Mescidi Aksa’ya gözlerini dikmiş bekliyorlar.

Bütün olayların başlangıcına gidip ufak belirtmelerle başlayalım.

Yahudilik, tek ilah inancına sahip olan üç dinden birisi. Tabii tahrif edildiğini unutmamak lazım. Anlatılanlar şu anda varolan Yahudi dini üzerinden anlatılmakta. Dinde; gelenekler ve tarihi şuur büyük önem taşıyor. Milli devlet yerine dini devlet anlayışıyla hareket edilmekte.

Bütün her şey Hz. İbrahim’in Filistin’e yerleşmesiyle başlıyor. M.Ö. 2300 ve sonrasında Hz. İbrahim’in kavmi bu topraklara yayılmış, burayı kendilerine yurt edinmiş ve kendilerine “İbrani” adını almışlar.

İsrail ismi de hepimizin bildiği gibi Hz.İbrahim’in torunu Hz. Yakup. Hz. Yakup’un da diğer adı İsrail. Buradan gelmekte. Sonrasında Hz. Yakup’un 12 oğlu olup, bu oğulların soyundan gelen insanlara da “İsrailoğulları” denildi.

 

 

Olaylar Silsilesinden Devam

Hz. Yusuf döneminde Mısır’a yerleşen İsrailoğulları, burada tam dört yüzyıl geçirdi. Bu dört yüzyıldan sonra onları tekrar Filistin’e Hz. Musa getirdi. Yoldayken Tur dağından geçtikleri sırada Hz. Musa’ya işte “On Emir” ve “Tevrat” indi. Artık rehber sahibi olmuşlardı.

En parlak dönemlerini hem peygamber hem liderleri olan M.Ö 1020 yılında Hz. Davut zamanında yaşadı İsrailoğulları. Hz. Davut’un vefatından sonra oğlu Hz. Süleyman, meşhur “Beyt-i Makdis”i yaptırdı. İçine Tevrat, On Emir ve diğer kutsal emanetlerin yani hepsinin bulunduğu mukaddes sandığı aldırttı ve mabedin bir odasına koydurttu.

Hz. Süleyman’ın hükümdarlığından bildiğimiz üzere sahip olduğu zenginlikle Kudüs’ü adeta imarıyla dünyanın en güzel ve en zengin şehri haline getirdi. Tabii her insan gibi vefatı gerçekleşti ve o da ruhunu teslim etti.

 

Dünyaya Dağıldılar

Ölümünden sonra İsrailoğulları iki ayrı devlet kurdular. 10 kabile İsrail devletini, 2 kabile de Yahuda devletini kurdu. Burada dipnot olarak belirtelim; Hz. Yakup’un dördüncü oğlunun adı da Yahuda’dır. Bütün İsrailoğulları için sıkıntılar işte bu zamandan sonra başladı. İki kurulan devlette yoldan çıktı, sapkınlığa uğradı. Önce M.Ö. 721’de Asuriler İsrail’i, sonra M.Ö. 586’ da Babilliler Yahuda Devletine son verdi. Takip eden zamanda Asuriler, Babil Devletini işgal etti ve M.Ö. 587’de Asuri Hükümdarı Buhtunnasar Kudüs’ü yakıp, yıktı. Yahudilerin çoğunu kılıçtan geçirdi geriye kalanları da Babil’e sürdü. Tabii Kudüs içinde yer alan Beyt-i Makdis de yıkıldığı için Tevrat’ın kopyaları kayboldu ve yeniden yazıldı. Burada Tevrat tahrif oldu. Tevrat’larda da pek çok yalan yanlış bilgi yer aldı. Yahuda adlı bir haham tarafından Hz. Musa’nın sözleri kitap haline getirilince, artık Musevi dini “Yahudilik” ismiyle anılmaya başlandı.

 

 

Pers hükümdarı Şireveyh, Asurileri savaşta yendi. Bu da Yahudiler için tekrardan Kudüs’e dönüş anlamı taşıyordu çünkü hükümdar buna izin vermişti.

Yahudiler böylelikle M.Ö. 520 senesinden sonra Mescid-i Aksa’yı yeniden imar ettiler fakat yine bu zamanda önce Perslerin, sonra da Makedonyalıların idaresi altında yaşadılar. M.Ö. 63 senesine geldiğimizde de Kudüs, Roma tarafından işgal edildi. İşgal kuvvetlerinin başında Romalı komutan Pompey duruyordu. Şehri işgal ettiği gibi Yahudileri dağıttı, şehri ve Mescid-i Aksa’yı yaktı, yıktı, tarumar etti.

Böylece Yahudiler, Roma hakimiyetiyle tanıştılar. Geçen zaman içerisinde M.Ö. 20 senesinde Romalıların Filistin’e atadıkları Yahudi Valisi Herod, Mescid-i Aksa’yı eski ölçülerine oranla daha da genişleterek yeniden yaptırdı. Özgüvenleri artan Yahudiler daha sonra Roma hakimiyetine isyan ettiler tabii bunun faturası çok ağır oldu.

M.Ö. 70 yılında Romalı kumandan Titüs, Kudüs’ü bu sefer tamamen yaktı. Şehri kullanılamaz hale  getirdi, hayalet şehir yaptı adeta. Beyt-i Mukaddes (Mescid-i Aksa) de tabii yandı. Sadece batı duvarı ( şu anki ağlama duvarı) kaldı. Sonra Titüs’ün yaptırdığı tamiratta bu duvarın ise aynen kaldığına inanılır.

 

Günümüze Doğru

M.S. 1. yüzyılla beraber Kudüs’ün doğu kesiminde Kubbetü’s-Sahra Camiinin de bulunduğu Harem-i şerifin batı tarafında Tyropean Vadisinin kayalık tabanı üzerinde yer alan Ağlama Duvarı mukaddes kabul edilmeye başlandı.

İlk zamanlarda duvarın yanında hiçbir şekilde ibadet yeri veya anımsatan bir şey yapılmamış hatta Yahudilerin Kudüs’e girmeleri bile yasaklanmıştı. Sonrasında geçen zaman içinde Ağlama Duvarı muhafaza edilmiş ve Mescidi Aksa tamir edilmişti. Kudüs İslam hakimiyetine girince de Yahudiler artık serbestçe Kudüs’e girebilmiş ve ibadetlerini yapabilmişlerdi. Sonrasında rutin bir hal alacak şekilde Ağlama Duvarı önüne gelerek dua etmeye başladılar.

 

 

Osmanlıların İspanya’da işkence görüp kurtuluş arayan Yahudilere yardım elini uzatıp onları Kudüs’e yerleştirmeleriyle birlikte Kudüs’te Yahudi nüfusu artmış, verilen serbestlik doğrultusunda ele geçen göç ve ziyaret imkanıyla Ağlama Duvarı Yahudiler için devamlı bir dua yeri haline gelmiştir. Osmanlılar Yahudilere sahip çıkmaları gibi Mescid-i Aksa’yı ve Ağlama Duvarını tamir ettirip, yıkılmaktan korumuşlardı.

İlerleyen zamanda bölgede Yahudi nüfusunun artması sorunların başlamasına sebep oldu. Artan nüfuslarıyla beraber Yahudiler Ağlama Duvarı önüne, sıralar, masalar koymak ve o bölgedeki evleri yıkmak istediler fakat Müslümanlar bunu engelledi.

1929 senesinde Ağlama Duvarı sebebiyle Müslümanlarla Yahudiler arasında olaylar artık patlak verdi. O zamanki ismiyle Birleşmiş Milletler Cemiyeti tarafından kurulan bir heyet, duvarın Müslümanların mülkiyetinde olduğuna ve Yahudilerin orada sadece dua edebileceklerine karar verdi.

 

 

1948 senesine geldiğimizde ise Kudüs’ün doğu kesiminin Ürdün’ün eline geçmesi gerçekleşti. Hemen ardından Yahudilerin bu duvarı ziyaret etmeleri yasaklandı. 1967 Arap-İsrail Savaşında da Kudüs’ün doğu yakasını İsrail işgal etti. Bu durum Yahudi tarafında duvarın önünde büyük bir coşkuyla kutlandı. Yahudiler 2000 yıllık İsrail Rüyası’nın gerçekleştiğini ilan ettiler. Ardı arkası kesilmeyen eylemlerine duvarın bulunduğu bölgedeki Mahalle yıkıp geniş bir alan açarak devam ettiler.

Bugünkü Filistin-İsrail çatışmaları buradan gelmekte. Yerleşim alanlarını haksız bir şekilde genişleten İsrail hedefinde tabii sadece Kudüs hedefinde bu mabedin eski ölçülerine göre yeniden yapılmasını tutmakta. Beyt-i Mukaddesin ise eski ölçülerine göre yapılabilmesi için bugünkü Kubbetü’s- Sahranın ve Mescid-i Aksa’nın yıkılması gerekmekte.

 

 

Duvarın Özelikleri

Yaklaşık 485 m uzunluğunda olan Ağlama Duvarı, Toprak seviyesinin üstünde yirmi dört büyük taş sırası ile yer altında kalan on dokuz taş sırasından meydana gelir.

Yüksekliği yine toprak seviyesinden itibaren 18 m olup 6 metresi mabed alanının seviyesini aşmaktadır. Taşlardan bazılarının uzunluğu 12 m, yüksekliği 1 m, ağırlığı ise 100 tondan fazladır.

Yahudilerin ha-Kotel ha-Ma’aravi (Batı Duvarı) dedikleri bu duvar zamanla Hristiyanlığın tesiriyle “Ağlama Duvarı” olarak adlandırılmıştır.

 





   Kaynak ve Yazı Sahibi

Pir Tarih

 

Wannart

Diyadinnet